The Animals
Eric Burdon adında birisini tanıyor musunuz diye bir soru gelecek olursa, arkasından "Rock'n Roll'un sokak çocuğu olan mı?", "Düz saçlı ayık kafalı blues müzisyeni olan mı?", "Muhammed Ali'nin kızlarına sarkan mı" veya "Çıplak kadınların üzerinde yumurta kıran adam mı" gibi sorular da gelebilir. Bu soruların hepsine evet diyebilmek için de sanırım kendisiyle aynı yaşta olmak gerekiyor. O şimdi 68 yaşında. The Animals 44 yaşında, The New Animals 41 yaşında, The War 38 yaşında. Hepsi de dimdik ayakta. Hala "House of the rising sun"ı canlı dinleme fırsatımız var onlardan.
2008 The Animals yılıydı, aslında iki anlamda. Birincisi şahsi olarak bu yıl en çok dinlediğim, farklı kayıtlarıyla, farklı müzisyenlerle işbirliğiyle sürekli olarak yeniden keşfettiğim, 2008de yaşadığım her dönemin ve herşeyin içinde sabit kalarak değişmeden var olan grup olmasından kaynaklı. İkincisi de Eric Burdon'ın tekrar salgılamaya başladığı adrenalin ile, beyaz saçlarını havaya dikerek, siyah gözlükleriyle ve özel Gucci tasarımlarına benzeyen kıyafetleriyle sahnelere geri dönmesi. 2008'de Eric Burdon yine "The Animals" adı altında bir araya gelmiş bir grup müzisyenle birlikte Amerika'yı turladı, çeşitli yerlerde konserler verdi. Bu yıl Hippiefest ile ilgili 2 albüm çıkması bekleniyor. Ayrıca Burdon, 2009 yaz aylarında eski grubu "The War" ile de bir turneye çıkacağını açıkladı. Aradaki büyük boşluğa ve geçen onca yıla rağmen halen azımsanmayacak bir ilgi olduğu da aşikar.
Biz yine 40 küsür yıl öncesine, düz saçlı Burdon'a dönelim. The Animals ismiyle çıkardıkları bütün albümlerin isimleri Animal'dan türemiş kelimeler: The Animals, Animal Tracks, Animalisms, Animalization. Daha sonra yeni hayvanlar, ve 70lerin başında da "The War" ile devam ediyor Burdon'ın kariyeri. Bu dönemde kendi şarkılarının yanı sıra birçok rock^'n roll ve blues hitinin coverlarını yapıyorlar, ayrıca Sonny Boy Williamson gibi müzisyenlerle de ortak kayıtlar yapıyorlar. Bunun dışında o dönemki tanınmış TV showlarının, festivallerin, videoların, röportajların çoğunda da diğer çağdaşı olan gruplara nazaran daha mütevazı bir tavırla da olsa Animals'ı sürekli görmek mümkün. 4 yıla tam 6 albüm sığdırıp meydanı The War grubuna bırakmış The Animals.
Bu dönemki akılda kalan şarkılardan bir liste çıkarmaya kalksak herhalde 2. bir konu açmamız gerek ama benim bu yıl çok dinlediğim ve sanırım uzun yıllar dinlemeye devam edeceğim şarkılardan bir liste oluşturmak mümkün olurdu: Başta Sky Pilot; ne kadar yükseğe uçarsan uç yine de uzaklaşamayacaksın yeryüzü cehenneminden diyor Burdon. Good Times; harcanan ve bir daha yaşanamayacak olan güzel zamanlara yanarken, See see rider; otobanda 69 Challenger'ınla son sürat giderken, Worried Life Blues en beter, en rezil ayrılığı yaşamış, viskini yudumlarken. I am an Animal, bazen insanlıktan bile çıkmış gibi hissettiğin zamanlarda...
2008'i farklı hissettirdiği için Burdon ve Animals'a benden teşekkürler...



tek söyleyebileceğim ; I'm
tek söyleyebileceğim ;
I'm an animal too..sonuna kadar.
pilli pikapta, ıssız ege
pilli pikapta, ıssız ege koylarında don't let me be misunderstood dinleyen zamanının gençlerinin ruhları dağdan dağa sekerken, elan bedene bağlı ruhumuzda san franciscan nights tınıları ile yeşeriyoruz.
Don't Let Me Be
Don't Let Me Be Misunderstood ile galatasaraya bir tezahurat kazandırması bile yeter benim gözümde.
onların en çok
onların en çok saçlarını sevdim.
bury me body
bury me body
tek kelimeyle şahane
tek kelimeyle şahane
house of the rising sun ı
house of the rising sun ı ilk olarak bu gruptan dinlemiştim ve o an dünyadaki en güzel şeyi keşfettiğimi anladım ,daha sonra her nekadar sevdiğim diğer gruplardan da dinlesem,aynı hazzı alamıyorum,bu şarkı onlarla can buldu,kan buldu(:
It's My Life ( The BBC
It's My Life ( The BBC Sessions )da San Francisco Nights ın başında sanki moğollar çalıyor.
Peki sizin düşünceniz nedir?